<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779</id><updated>2009-09-09T03:06:38.122-07:00</updated><title type='text'>Satış Pazarlama</title><subtitle type='html'>yıllar içinde iş yaşamımda gördüğüm yaşadığım   olaylardan  öğrenerek  satış ve pazarlama  konusunda derlediğim yazılarımı bulacaksınız.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-5565356660995920196</id><published>2009-09-09T02:49:00.000-07:00</published><updated>2009-09-09T03:06:38.133-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='satış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CRM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='telefon'/><title type='text'>TELEFONLA  SATIŞ</title><content type='html'>Son iki gün içinde  farklı hizmetler  sunan iki şirket tarafından  telefonla aranıldım.&lt;br /&gt;İki  satış görüşmesi yapıldı  benle yani, ama ne yazıkki bahtsız   görüşmeler oldu , ama bundan satıcılar bir  kıssa çıkardılar mı? Sanmıyorum.&lt;br /&gt;Olay şudur: beni arayanlar  bana bir hizmet  paketini satmaya çalışıyorlar ,  gayet güzel anlatıyorlar, yararlarını ve  benim kazançlarımı sunuyorlar. Buraya  kadar  süper. Ama satmaya çalıştıkları üründen başka bir ürünün benim ihtiyacımı karşılayıp karşılamayacağı ( yine onların ürünü)   beni arayan tarafından düşünülmüyor. Ben sorunca  o ürünleirn varlığını teyid ediyorlar. Peki benim için iyi olanı alayım dediğim zaman , onun için  XXXX'ı aramanız  gerekir diyorlar. Yani ellerinde tek ürün var. Her iki satıcıya da   telefonda kısaca anlatmaya çalıştım. Siz müşterinin ihtiyacı olan ürünü, onun iyiliği için en iyi olanı sunarsanız satış olur. Yoksa elinizdeki ürünü müşteriye   en güzel şekilde sunma işleminin  adı başkadır. (Terbiyem müsade etmiyor )   &lt;br /&gt;Yine dönüp  dolaşıp  satış Yöneticilerine geliyoruz.  Neyi ödüllendiriyorsunuz? Kimi   nasıl değerlendiriyorsunuz? Ürünleriniz odaklı satmaya  kalkışmayın , bunun modası  geçeli en  az 15 yıl oluyor. Artık  müşteriyi ( gerçekten) düşünün. Güzel odalarınızdan çıkın. Kafanızın içindeki  eski bigileri  yıkayın.   Rahatlık  bölgenizi terkedin. Çalışanlarınızı   garip durumlara  siz düşürüyorsunuz ve onlar da  "satış böyle yapılır"  diye öğreniyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-5565356660995920196?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/5565356660995920196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=5565356660995920196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5565356660995920196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5565356660995920196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/09/telefonla-satis.html' title='TELEFONLA  SATIŞ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-3517774295719785920</id><published>2009-09-05T03:45:00.000-07:00</published><updated>2009-09-05T04:25:52.465-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elmas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='satış artışı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başarı'/><title type='text'>KENDİMİZİ BİRAZ SIKALIM</title><content type='html'>Koşu bandında koşuyorum, hızım 6,6. Yani bir saatte 6600 metre koşmuş olacağım. Haftada iki kez koşmaya çalışıyorum diğer fittnes hareketlerim sonrasında. Koşu sonunda harcadığım kaloriye dikkat ediyorum, bandın dijital ekranında 20 dakika sonunda 200 kalori yaktığımı görüyorum. Ramazan dolayısıyla koşularımı haftada bire çektim ve hızımı da saatte 6 km'ye düşürdüm. 20 dakika sonra merakımı celbetti bakalım kaç kalori yaktım acaba. Katettiğim yol lineer bir biçimde azalmıştı, acaba kalori de o oranda mı azalmıştı?&lt;br /&gt;Bakıyorum ve şaşırıyorum. Saatte 6 km hızla koşunca 20 dakika sonra harcadığım enerji miktarı , sıkı durun, 100 kalori. Yani tersten gidecek olursasınız, hızınızı %10 artırdığınız zaman tükettiğiniz enerji miktarı 2 misli artıyor. Müthiş bir keşif . Doğru cümle "benim için müthiş bir keşif". Neden mi? Çünkü icat, olmayan bir şeyin bulunması; keşifse olan bir şeyin başka birileri tarafından bulunması demektir. Bu nedenle Amerika'nın keşfi sözü yanlıştır, hadi insaflı olalım eksiktir. Doğrusunun "Amerika'nın Avrupalılar tarafından keşfi" olması gerekir. Kolomb kıtaya vardığında orada yaşayanlar vardı ve en azından hiç kimse tarafından keşfedilmemiş bir yer değildi. Güney kutbuna ilk giden Amundsen (eğer gerçekten oysa) ve orada başka bir insan yoksa belki kutbun insanlar tarafından keşfi diyebiliriz. Abartıyor muyum?&lt;br /&gt;Hadi ana konuya geri dönelim. Sonuç şu ki %10 bir artışla sonuçlarınız %100 artıyor. Siz satıcı olsanız böyle bir gelişme istemez misiniz? Tabi istersiniz. Yani kendinizi biraz daha sıkın.&lt;br /&gt;Hangi konuda sıkayım ? Ne yapayım yani? Koşu bandında daha hızlı koşmaya tekabül eden şey satışta daha farklı etkenler olabilir.&lt;br /&gt;Hadi onları daha sonra yazalım.&lt;br /&gt;Satışın ( veya işinizin) kritik başarı faktörlerinde yalnız %10 daha iyi olursanız yani kendinizi biraz sıkarsanız satışlarınız (sonuçlarınız) iki misli artacak, gelişecektir.&lt;br /&gt;Nasıl iyi değil mi?&lt;br /&gt;Bu oranların benzer olduğu başka yerler de var . Birinci kötü bir anıyla gelecek aklınıza ama bildiğiniz bir şey. Depremin büyüklüğü .6, 9 richter ölçüsü ile 7, 0 büyüklüğü arasında fark az görünmekle birlikte depremin şiddetinin ve etkisinin 10 misli fazla olduğunu öğrenmiştik 10 yıl önce. Başka bir ölçüt te elmas. Elmas dünyanın en sert malzemesi , sertlik yelpazesinde 10 numarada, onun bir altında 9 numarada bulunan safir ise onun sertliğine yaklaşamayacak değerde.&lt;br /&gt;Kıssa ne? Kendimizi biraz sıkalım , rahatlık bölgesinden çıkalım. Hadi , şimdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-3517774295719785920?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/3517774295719785920/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=3517774295719785920' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/3517774295719785920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/3517774295719785920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/09/kendimizi-biraz-sikalim.html' title='KENDİMİZİ BİRAZ SIKALIM'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-1279651000068922708</id><published>2009-08-26T05:27:00.000-07:00</published><updated>2009-08-26T05:52:56.533-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşteri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='satış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşteri ilişkileri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MİY'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CRM'/><title type='text'>NE OLACAK BU CRM?</title><content type='html'>Geçenlerde beni ülkemizin  büyük bir bankasının  çağrı merkezinden aradılar. Arayan Hanım kibarca benim Fuat Yalçın olduğumu teyit ettikten sonra  vaktimin olup olmadığını sordu ( buraya kadar çok güzel, hatta   çalışan davranışları mükemmel) mesajını iletmeye  başladı. Sorun da beraber başladı. Mesajı muhtemelen elindeki metinden okuyordu.  Hemen anlıyorsunuz , konuşma dili tadında yazılmış ama dile getirilirken yazılı metnin lezzeti hemen ulaşıyor size. Eh biraz  sabırla dinledikten sonra kızın nefes alma aralığında dayanamadım kestim. " ben bu kampanyayı biliyorum" . Kız da sevinmiştir , bilen birisine  satmak daha kolay diye  ama onu  şaşırtan söylemim geliyor ardından." hatta ben  bu kampanyayı kullanıyorum!" Kibarca vedalaşıp kapatıyoruz.&lt;br /&gt;Nerede CRM derseniz ben de  soruyorum nerede kaldı  şimdi  bu CRM? Çalışanın  bence hiç bir suçu yok bu işte. Çünkü  Yöneticiler olarak çalışanlarımıza  işleri için gerekli gereçleri sunmak  görevimiz  ötesi  olup zorunluluğumuzdur. Abartarak söyleyeyim, adamı fork lift operatörü  diye işe alırsanız ona kullanmak için forklift vermeniz zorunludur.&lt;br /&gt;Şimdi  sorsak bu bankamızın Yöneticilerine  ( MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ Yöneticisi örneğin) eminim  bize CRM dersi verir, ve  ideal bir CRM uygulaması için neler yapılması gerektiğini,( abartırsa yapıldığını  da ) açıklayabilir  ve biz de, siz de  "vay be  neler  var , adamlar harika"  diye ağzımız açık dinleriz.  Ama Vehbi'nin kerrakesi burada  işte.&lt;br /&gt; İyi de abicim neden o zaman  sizde kayıtlı bir adamı tekrar  arıyorsunuz? Yoksa  kampanyaya  kayıtlı olduğumu bilmiyor musnuz? Bu mümkün değil. O zaman  bir yerde kayıtlı  ama kampanya yapan kişinin  veri tabanında kayıtlı değil.  İşte CRM  de bu değil mi zaten?&lt;br /&gt; Şirketin bir birimi bir müşteri hakkında  ne işlem yapıyorsa ve  ne bilgi sahibi ise diğerleri de bunu bilir, bilmelidir demiyor mu CRM Kutsal kitabı? Satış temsilcisi,  hangi müşteriye  gitti ne konuştu  ne  anlaştı bu biryerde yazılı değilse ve diğer kimselere açık değilse  ne olur? Bu satış temsilcisi işten ayrılınca ipler kopar. Aynı müşteriye bir başkası  gider ama  ne olup bittiğinden  haberi yoktur. İşler sıfırdan ( Müşteri kızmışsa eksiden) başlar. &lt;br /&gt;Bizim Banka  bu telefonla  arama işini outsource etmiş olabilir,   ve çalışanları da eğitmiş olabilir, ama niye eline doğru veri tabanını sunmuyorsunzu a anlı , şanlı yönetcilerimiz?&lt;br /&gt;Bu münfreit bir  olaydır demeyin. Daha önce bir sigorta şirketi de onların müşterisi olduğum halde bana  poliçe satmaya kalkmıştı?&lt;br /&gt;Yok mu bir  sorgulama olanağı?   BT  ( IT)  ciler  siz  satıştan anlamazsınız ama  sizden istenmeden de yapabileceğinizi söyleyin ALLAH aşkına?&lt;br /&gt;Yok mu ön hazırlık? Satış danışmanları ,  biraz  hazırlanın ve araştırın yola çıkmadan , ne olur? Sonra da geri besleme yapın ve talep edin , isteyin !&lt;br /&gt;Yok mu  önceden tasarlama ve koordinasyon? Ey Yöneticim ,  biraz  nesnel işleyişe odaklansanız ne olur?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-1279651000068922708?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/1279651000068922708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=1279651000068922708' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/1279651000068922708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/1279651000068922708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/08/ne-olacak-bu-crm.html' title='NE OLACAK BU CRM?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-4465626322783013849</id><published>2009-08-14T06:36:00.000-07:00</published><updated>2009-08-14T06:55:35.164-07:00</updated><title type='text'>NE YAPMALI?</title><content type='html'>Geçenlerde bir  restauran'tan  kırk  kişilik bir akşam yemeği için teklif istedim.&lt;br /&gt;Üç  gün  yanıt gelmedi. Dördüncü  gün şahsen  (  ilk görüşmem de yüz yüze idi, hani telefonla oldu kaybettik   vb  gibi bir durum yok)gittim. Tekrar   bir menü ve  fiyat teklifi istedim.&lt;br /&gt;Bir saat içinde  bana  mail yoluyla standart bir yazı ve  uzun bir yemek  listesi geldi.&lt;br /&gt;Herhalde benim anlamam bekleniyordu.  Geniş bir  ana yemek ve  ön yemek  mönüsünden  birer tane seçmek  gerekeceğini düşündüm, liste   tam bir sayfa doluydu ve tatlılar  içinde yok yoktu. Mail'e  listenin  fiks  mönü ve  fiks  fiyatla bana bildirilir  şekilde  düzeltilmesini isteyerek yanıt verdim. Anlayacağınız gibi fiyat teklifi gelmemişti. Ertesi  gün bana telefon ettiler  ve  bir şeyler  anlatmaya  çalıştılar. Ben yanlarına gittim, ayrıntıları konuştuk ve   ön ve ana yemeklerden iki adedini seçenekli olarak seçtim. Tatlı ise açık büfeymiş ( yazıda  yoktu bu önemli detay)&lt;br /&gt; Geniş listeyi bana   seyreltip  bir teklif yapmalarını  rica ettim , çünkü ben de karar verecek arkadaşlara  yazılı bir teklifle  gitmek istiyordum.&lt;br /&gt;Bir  süre  sonra (benim istediğim değil ) bir liste  geldi, ilk listenin  aynısıydı ve bir fiks mönü, benim  seçtiğim ön ve  ana  yemekler ayrılmamıştı. Ve bilin bakalım   ne yoktu?&lt;br /&gt;Fiyat teklifi yoktu tabii.&lt;br /&gt;Beş dakika sonra ikinci bir maille  fiyat geldi. Yani  ben sayfayı  basıp karar verecek  merciye  gösteremezdim.&lt;br /&gt;Ne yapmalı şimdi?&lt;br /&gt;Bu insanlara    nasıl   satış yapılır dersi mi vermeli? Bunları bilmeyenleri( yapamayanları) istihdam etememeli diye ahkâm mı kesmeli?&lt;br /&gt;Yoksa niçin böyle   çalışmak zorunda kaldıklarını mı  sorgulamalı?&lt;br /&gt;Mazeretleri geçerli olur mu sizce?&lt;br /&gt;Bu kadar temel işleri yapmayan  kurumlar ürünlerinde  nasıl mükemmel olurlar sizce.&lt;br /&gt; Bu kişilere ve Yönetcilerine sorsak  bana  satış dersi ve  müşteri ilişkileri dersi verirler  eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolunuz açık olsun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-4465626322783013849?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/4465626322783013849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=4465626322783013849' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/4465626322783013849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/4465626322783013849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/08/ne-yapmali.html' title='NE YAPMALI?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-7865959148898604926</id><published>2009-03-14T09:48:00.001-07:00</published><updated>2009-03-14T09:48:34.648-07:00</updated><title type='text'>BİR HİZMET ÖYKÜSÜ 2</title><content type='html'>TEMAS  HAYATİDİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen  gün bir kaçamak  yaptım ve bir hanımla    öğle  yemeği yedim  iş gününde.  Yok yok size bir     aşk  maceramı anlatacak değilim. İşim gereği  dışarıda idim ve  eşimin  çalıştığı yere  yakın bir yerde bulunurken ,  onunla  birlikte bir öğle yemeği yemek geldi  aklıma. Gündüzleri   konuşamadığımız ve   akşamları  çocuklarla ilgilenmemiz gerektiği için böyle bir yemekte rahat rahat   konuşabiliriz diye  düşündüm. Eşim de bunu  çok  sevdi ve   çok güzel bir saat geçirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce  gideceğimiz  yeri seçtik,  yakın bir yerde  çok köklü bir restoran vardı ,   eskiden gitmiştik ve memnun kalmıştık, semtin   önemli  yerlerinden biri idi, onu seçtik. Huzur veren ve içerde  müşteriler olmasına rağmen, sessiz olduğu  derhal fark edilen mekana girerken   şef  garson  bizi karşıladı ve   oturmamız için bize  seçenek  gösterdi.  Biz de  fazla  seçici olmadan bir  yere oturduk.   Şef  garson,   eşimin  sandalyesine yardım etti otururken ve   daha  sonra  mönüyü bıraktı ve bir kaç dakika sonra   ilgili garsonun geleceğini söyledi, nazik bir şekilde. Temiz  ve servisleri hazır masaya  sular  getirildi birazdan  gizli eller  tarafından. Biz konuşurken  seçimde  geç kaldık ve  garson geldi. Seçimimize  yardımcı olacak  önerilerde  bulundu, bizim kesin bir şey seçmediğimizi  görünce. Siparişlerimizi adisyon kağıdına dikkatle  not aldı ve ayrıldı Birazdan içeceklerimiz geldi. Yemeklerimiz makul bir  sürede    getirildi. Lezzetli ve yeteri kadar  olan  ana yemek ardından  tatlı için garson tekrar bize  uğradı ve  dondurmamızı  yedik.  Sıcak frambuaz sosunu özellikle  tavsiye etti nazik garson. Daha sonra  biz hesabı istedik ve adisyon  ekinde olmak üzere  hesap geldi. Hesabı  kredi kartı ile  ödedik ve bu işlemler   çok hızlı bir şekilde oldu. Eşim ve ben birlikte olmamızın yanı sıra hem   güzel  bir   ortam da   lezzetli yemek yemiştik. Ve bu arada   restoran tümüyle bizi mutlu kılmıştı. Buraya  bir kez  daha mutlaka   gelmeliyiz diye  ayrıldık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-7865959148898604926?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/7865959148898604926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=7865959148898604926' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/7865959148898604926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/7865959148898604926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/03/bir-hizmet-oykusu-2.html' title='BİR HİZMET ÖYKÜSÜ 2'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-6893460822204680190</id><published>2009-02-01T04:17:00.000-08:00</published><updated>2009-02-01T04:20:29.627-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşteri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='satış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşteri ilişkileri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama'/><title type='text'>SATIŞ</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;BAŞLANGIÇTA  SATIŞ  VARDI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutsal kitap  başka türlü  söylüyor  ama  başlangıç neresi acaba? İnsanoğlunun  yaşamaya  başladığı ansa,  satış  mutlaka   orada vardı. Havva’nın Adem’den elmayı koparmasını istemesi herhalde ilk satış işlemi olmalı.&lt;br /&gt;Kitabi  tanımlara   kısılıp kalmadan    düşünelim.  Satış  yaşadığımız anın  her aşamasında  karşımızda var. İlla  bir malın bedeli karşılığı el değiştirmesi olarak ifade  etmeye  kalkarsak,   ne  insanı  ne de  yaşadığı  süreçleri  tanıyoruz demektir. Bir  gün  araba ile  tatile  gidiyorduk. Uzun yolda ben, eşim  ve  5 yaşındaki kızım sıkılmamak için  şehirlerarası yolda  kaset dinliyorduk. Kızım  arka koltuktan  tatlı bir şekilde bana  yaklaştı ve babacığım şu senin  çok sevdiğin bir kaset var ya   onu dinleyebilir miyiz  diye bana  sordu?&lt;br /&gt;Ben de   bu nereden çıktı  diye  düşünemedim ve kızımın  ne kadar  anlayışlı olduğuna vererek  benim sevdiğim kaseti   dinlemek üzere teybe  sürdüm. Aradan  beş dakika  geçmeden kızım   tekrar  yaklaştı ve  gülerek  :&lt;br /&gt;“Babacığım  senin  sevdiğin kasetten sonra  Barış Manço’nun   kasetini koyabilir miyiz?” dedi. Hadi  gel de satın alma.&lt;br /&gt;Buna   benzer  satış  işlemlerini hayatımızın bir çok alanında görmekteyiz.&lt;br /&gt;Daha   ileri gitmeden    bir  uzmanlık  sorusu  soralım.&lt;br /&gt;Son zamanlarda  bir çok sınav  test  usulü olarak  yapılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin biz de bu   şekilde bir soru ile  devam edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdakilerden hangisi farklıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) yolcu    b) futbolcu c) hasta   d) seyirci  e)   öğrenci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Eğer  bu  bir Türkçe  sınavı olsaydı  doğru  yanıt  herhalde   hasta  olurdu,   çünkü  diğer yanıtlar hep  ci, cu ile biterken bir tek  o  farklıdır. Oysa konumuz  satış olduğuna  göre  doğru yanıt futbolcu olmalı. Çünkü diğerlerinin  hepsi bir  “müşteri” dir. Yani hepsi bir  hizmet veya  ürün alımı yaparlar.  Seyirci giriş parasını öder ve  bir  film, konser veya  maçı izler. Yolcu  seyahat eder, bilet parasını   öder  bunun karşılığında. Burada  satıcı  otobüs veya  uçak şirketi veya  onun temsilcileridir. Hastanın  bir sorunu vardır,  doktora  gider muayene  olur  parasını öder,    tedaviye  başlar. Burada da hastane veya  doktor  satıcı konumundadır.  Öğrenci   sınıfta  öğretmenin  verdiği bilgileri  alır. Eh burada da   öğretmenin satıcı konumunda  olduğunu  söylemek  yanlış olmaz.&lt;br /&gt;Futbolcu  ise  bir  müşteri değil  bir satıcıdır. Çünkü  transfer parasını  alıp milyarları   cebe  indirmiştir  ama  bunun karşılığında emeğini  sarf edip performansını  sunmak  zorundadır. Örnekleri  çoğaltmak  mümkündür. Özellikle   karı koca  ilişkisinde bir çok  kez satış işlemi  görülür. Hanım  kocasına  mobilyaları veya  perdeleri  değiştirmek istediği zaman   bu fikri ona satmak  zorundadır. Allah için  hanımlar bu  işi   en az  çocuklar kadar  iyi becerirler. Öte  yandan  siz amirinizden   onay almak için ona bazı şeyleri kabul ettirmek  zorunda  kalabilir ve ona fikrinizi satabilirsiniz. O da  size  niçin düşük zam verdiğini   anlatmak  yani bu fikrini size  satmak zorunda  kalabilir  bazı zamanlarda. Ama  satış işlemlerinin en önemlisi belki de en zoru  gençlikte  yapılır.  Okulda veya  mahallede   “sizinle  arkadaş  olabilir miyiz ?” diye bir kıza yaklaştığınız günler pek mi uzakta kaldı?  O size  ne  demişti hatırlıyor musunuz?  Hadi hadi eski günleri deşmeyelim.   Satış  başlangıçta vardı , şimdi yaşadığımız  anda da var   ve  hep bizimle  birlikte olacak. Aslında  pek de  kötü bir şey değil bu satış galiba. Zaten satış yaparken birisine kötü bir  şey yaptığınızı hissediyorsanız  ya  da  karşınızdaki bu işlemden bir yarar  sağlamıyorsa  satış işlemi  başarılı olmuş sayılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan   satış gerçekleşmediği zaman, asıl kaybedenin işi başaramayan satıcı mı, yoksa iyi bir ürün veya hizmetten mahrum kalan  yani bir fırsatı ıskalayan  alıcı mı olduğu konusunun,  her olayın kendine   özgü koşulları  çerçevesinde düşünülmesinin yararlı olduğunu sanıyorum. Bu yaklaşımın  bir teselli  ya da  bahane olarak değil, olaylara değişik yönden bakma alışkanlığımızı geliştirmek ve buna dayanarak  yeni  yöntemler bulmak konusunda   bir yol gösterici yaklaşım olarak, faydalı olacağını  düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-6893460822204680190?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/6893460822204680190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=6893460822204680190' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/6893460822204680190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/6893460822204680190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/02/satis.html' title='SATIŞ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-6662211738229432754</id><published>2009-01-03T07:40:00.000-08:00</published><updated>2009-01-03T07:42:53.063-08:00</updated><title type='text'>SATIŞ VE AVCILIK</title><content type='html'>NEREDE  HAREKET  ORADA  BILDIRCIN&lt;br /&gt;Güneşli bir    cumartesi  öğleden sonrası , uzanmış  dinlenirken rahat bir koltukta, açık havada,  sessizce yanıma yaklaştı. Sahibinin  yakınında  olmam,  ona  belli ki güven  duygusu vermişti. Önce  ensesini daha  sonra   kafasını  ve  gıdığını okşamama  izin verdi.  White, okşandığı anların dışında soyunun bütün özelliklerini, fırsat  çıksa da sergilesem dercesine dolaşıyor, bir o yana bir o bu yana  gidiyordu. Ben   hiç bilgi sahibi  olmadığım avcılık  konusunda  bir şeyler  sorduğumda  arkadaşım, karşısında  dinleyen ve ilgili birini bulmanın verdiği   zevk ile anlatmaya başladı:&lt;br /&gt;---  Köpeklerin koku alma  duyuları insanlara  oranla beş yüz  kat  daha fazla  gelişmiştir. Bu  özellikleri  sayesinde yeri  koklayarak   bıldırcınların olduğu yeri ararlar. Bir  çalılık içinde   onları  bulduklarında ise  bir  Mısırlı mumyanın sessizliği ile bir bronz  heykelin soğukluğu  arasında kalıp    dururlar.  Bu hale ferma denir.    Sahibin  uyarısına  kadar sürer bu bekleyiş.  Sanki hiç komut gelmese hiç  bir şey yapmadan sonsuza kadar orada, öylece bekleyecektir. Komut geldikten  sonra   kuşları  yakalamak için değil  , yalnız  çalılıktan  kaçmaları için harekete  geçer   köpek. Seter tipi,  bıldırcın avı için   çok yeteneklidir.  Bıldırcınlar  hafif engebeli  arazide  aranır.  Ama    öyle  kuşlar gelsin de vuralım diye  beklenmez. Esas  iş    sürekli  hareket etmektir. Köpek , sürekli  kokuyu  izler, arar. Ne kadar    çok yürünür ve   saha    taranırsa     av  bulma  olasılığı  o kadar  çok   olur.&lt;br /&gt; Arkadaşım   anlatırken ben  başka  şeylere dalmıştım bile. Bu   olayın  iş hayatı  ve  satışla  olan  benzerliklerini ve  yansımalarını düşünüyordum.&lt;br /&gt;İşe  geldiğimde   yılların  avcısı olan  patronum George’a  bunları anlattım ve  satışta    sürekli   hareketli olmanın ve  aramanın  yani müşteri ziyaretinin  önemine değindim. Usta  bir avcı ve  iyi bir satıcı  olan  George  bunları teyit etti ve :&lt;br /&gt;--Evet ,  satıştaki  alanı kapsamayı gösteriyor bu örnek (coverage). Ama  yöneticinin  bundan başka  bir görevi  daha vardır.  Esas  iş   doğru avcıyı  doğru  araziye  göndermektir. Bildiğin gibi  satıcıların da   avcılar gibi  iyi nişancısı ve  daha az iyi nişancısı vardır. İyi   nişancıyı   bıldırcının  bol  olduğu yere  gönderirsen     çok  kuş yakalama  ihtimalin  yükselir. Kötü nişancı  bolluk olan yerde mutlaka bir şeyler vuracaktır ama  onun performansını salt  vurduğuna bakarak ölçmemeliyiz. Ama  şirket için önemli olan  çok  kuş vurmak  ise, iş  yöneticidedir. Kimi, nasıl, nereye konuşlandıracağını iyi yapmazsan yalnız vurduklarını  düşünür mutlu  olursun, ama  vurabileceklerinin hesabını yapmadığın için başarın kısıtlıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-6662211738229432754?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/6662211738229432754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=6662211738229432754' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/6662211738229432754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/6662211738229432754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2009/01/sati-ve-avcilik.html' title='SATIŞ VE AVCILIK'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-8491501272670760282</id><published>2008-12-14T09:02:00.002-08:00</published><updated>2008-12-14T09:03:58.593-08:00</updated><title type='text'>REKABET</title><content type='html'>Tatile  gitmeye karar verdiniz diyelim.  Ama gittiğiniz beldede tek bir otel var.&lt;br /&gt;            Böyle bir durumda siz   yatak çarşaflarının  kaç günde bir  değiştirileceğini veya akşam yemeğinde  ne  seçeneklerinizin   olacağını düşünebilir misiniz? Ayrıca sahilde buluna   şezlongun ayaklarının kırık olması suların  sıcak  akmaması    cabası olacaktır. Otelci için   durum farklı olmayacaktır. O  sizin başka bir otele  gitme   ihtimalinizin olmadığını bildiği için    ne tesisinde   ne de elemanlarının davranışlarında   bir  düzeltme yapmak  isteyecektir.  Ne zamana kadar? Ta  ki bu beldede  ikinci bir otel açılana kadar. İkinci veya   üçüncü otel  kendilerine  gitmeniz için   bir şeyler yapmak zorundadır. Çarşaflar  her gün değiştirilebilir. Yemek  için  tabildot değil  açık büfe  vardır. Siz bunu bilirseniz  hangi oteli seçersiniz? Yanıt belli.  Belde büyür,  otel  sayısı   çoğalır,  kaliteli   hizmetler, yemekler  sunulur  ve düzenli tesisler   kurulur. Beldeye gelen  turist sayısı da artmaya  başlar. Bunun  üzerine  oteller  tatil köyü olmaya ya da  yıldızlarını  arttırmaya  yönelirler.  İşlerin  arttığını gören  diğer yatırımcılar da  buraya  gelirler. Hatta  yabancı  yatırımcılar da gelir ve  diğer ülkelerdeki deneyimlerinden  yararlanırlar. Siz turist olarak    daha  çok  otel içinden  seçme  olanağına  kavuşursunuz. Hangisini seçersiniz?  Bu  size  kalmış bir şey. Hangi otel sizin  aradığınız   hizmetleri sunuyorsa onu.  Otellerde  buna göre  fittnes center,  havuz,   sauna, tenis  kortu, (bir ara  kumarhane), yelken, sörf,   su kayağı, olanaklarını sunmaya başlarlar. Çünkü onlar   diğerlerinden farklı olmak  isterler.  Farklı olmak  zorundadırlar.  Çünkü  tercih edilmek  isteyeceklerdir. Gördüğünüz  gibi onlar farklı müşterilere  farklı hizmetler  sunmak durumundadırlar. Yani öncelikle müşteriye  göre  ( özgü demek  daha  yerinde olacak)   hizmet ve  ürünler araştırılacak ve  sunulacak. Öte  yandan bu  fark bizim de sunucu  olarak diğerlerine  oranla değişik  farklı  olmamızı  sağlayacaktır. Yani farklılık  iki  şekilde  karşımıza  çıkıyor. Hem arayan diğerlerinden farklı bir şey arıyor hem de sunan bunun bilincinde olarak  arayana aradığı, ona  özgü  ürün veya  hizmetler sunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Bütün bu anlattıklarımı bir   turizm  ve otelcilik  uzmanı olarak   değil son yirmi yılda   ülkemizde gelişen  olayları  izleyen biri olarak  anlatıyorum ve  konumuza  uygun düştüğünü  sanıyorum.)&lt;br /&gt;            Burada  biraz  rekabetten  söz  etmek istedim. Gördüğünüz  gibi rekabetin olması  sizin tercihiniz açısından   yararlı olmuştur.  Diğer yanda bulunan   oteller veya  genel olarak   ürün ve  hizmet sunanlar açısından ise bu gelişmede  kötü bir  şey olmamıştır. Aksine  onlar da  kendilerini ,  hizmetlerini ve tesislerini geliştirmeye yönlenmişlerdir. O zaman rekabet   onlar için de pek  kötü bir şey değildir diyebiliriz.&lt;br /&gt;            Otel  örneğinde buraya kadar    anlattıklarımda  iki  noktanın  eksik kaldığını düşünüyorsunuz değil mi?  Evet onları unutmadım. Birincisi  iyi de kardeşim  kaç para  bu  otel? Yani fiyatı nedir?    Fiyat  konusunu salt fiyat olarak ele almamanın gerektiğini     ve sunulan  ürün ve  hizmetin  neden olduğu yaratılan    değerin  ele alınması gerektiğini   daha  sonraki sayfalarda   göreceğiz. İkincisi ise   siz ne kadar iyi bir otele sahip olursanız olun onu  duyurmazsanız kimse sizi gelip bulmayacaktır. Yani tanıtım.&lt;br /&gt;            İleriki bölümlerde   insanların  ne beklediklerini  daha  ayrıntılı  irdeleyeceğiz. Belki orada   anlatılacaklara , (güven, ilişki, değer ve  tepkiye) bir şey daha eklemek    mümkün olabilir.   Kendimizi  düşünelim, mutlu olduğumuz, memnun olduğumuz anları düşünelim.  Geçmişte yaşamış olduğunuz veya  her gün  karşılaştığınız durumları  şöyle  bir gözünüzün önünden geçirin. Karşımızda  seçenek varsa   kendimizi mutlu ve  huzurlu  hissederiz. Eğer  tek bir  seçimimiz varsa ve   onu almak, uygulamak  zorunda isek  pek mutlu olmayız. Bu bir ürün  alırken de olabilir ya da  iş ararken  olabilir ya da   sinemaya  gitmek istediğimiz zaman olabilir. Yani tercih etme  özgürlüğü, rahatlığı ya da , seçme  olanağının  varlığı bizi mutlu kılacaktır. Huzurlu olduğumuz bir  an da  ne yapacağımızı bildiğimiz anlardır.  Kararsız olduğumuz anlarda  ve  önünüze çıkan herhangi bir olayda veya  yolda  ne yapacağını bilmez bir halde  isek   huzursuz ve  mutsuz oluruz.&lt;br /&gt;O halde bunları göz  önünde tutarak  insanlara  seçenek sunmak,  yol göstermek  onların  vereceği kararlarda onlara yardımcı olmak, kendilerine  özgü  ürün ve hizmetler  sunarak,  dertlerine  çare  bulmak , onlarla bir ilişki içine  girmek onlara  rahatlık   sunmak, size  güvenebileceğini göstermek, bu hizmet ve ürünleri zamanında , sorunu  çözecek  yerde  bulundurmak, tüm bu işleri  doğru, nazik ve insanların   insan olduğunu hissettirecek, karşısındakine  özel bir  muamele  yapıldığını   gösterecek, kibar  elemanlarla yapmak, müşterimizi tanımak, onu  hatırlamak ve  bir dahaki sefere  bize gelmeden, gelebileceğini, ihtiyaçlarına göre  düşünmek ve onun yeni  ve değişen  ihtiyaç ve taleplerini öngörmek ve ona gitmek ona yakın olmak bizi hedeflerimize ulaştıracak ve  (o meşhur  ve bizi zorlayan) sayısal hedeflerimizi   aşmamızı sağlayacaktır.&lt;br /&gt;Bir   işletme  için   sahip  olduğu  müşterileri korumak onların sadık kalmasını ve kendilerine değer katmasını, bizimle  yaptıkları  iş hacmini ve bizim karlılığımızı  artırarak,  sağlamak onlar aracılığı ile  yeni müşteriler kazanmak, uzun vadeli   yaşamanın ve varlığını sürdürmenin sırrı olsa gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-8491501272670760282?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/8491501272670760282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=8491501272670760282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/8491501272670760282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/8491501272670760282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/12/rekabet.html' title='REKABET'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-8101951772891982983</id><published>2008-12-14T09:02:00.001-08:00</published><updated>2008-12-14T09:02:43.643-08:00</updated><title type='text'>HEDEFLER</title><content type='html'>Tüm  yönetim  kitapları hedefin önemini belirtir ve bunun yazılı,  somut ,  belirli bir zaman  için konması gerektiğini  söyler. Bütün bunların  yanlış  bir  yanı yoktur. Doğruluğu   ve  gerekliliği  de tartışılmaz. Ama  yine de hedefim bu  deyip  saplanıp kalmamak gerekir. Yani  hedefiniz  sizi sınırlamamalı,  kısıtlamamalı. Burada    ünlü çocuk masalı   Bremen  Mızıkacıları’nı  hatırlamamak  elde değil.   &lt;br /&gt;            Eşek  , çiftlikten  ayrılır ve  kendisine  bir hedef  seçer. Hedefi  Bremen’e gidip   çalgıcı olmaktır.  Yolda  Köpeğe, Kediye ve Horoza  rastlar ve  onlarla birlikte Bremen’e   doğru yola koyulurlar. Masalın  sonunu hatırlıyor musunuz? Benim elimdeki kitabın  sonunda   eşek ve  arkadaşlarının Bremen’e gittiğine dair bir iz  yok. Onlar  ormanın içindeki  evden haydutları  kovarlar ve  orada mutlu bir yaşam  sürerler. Eğer  Eşek  illa Bremen’e gideceğim diye  tuttursaydı, orada  çalgıcı simsarlarının  oyuncağı olacak  ve  belki de kötü yollara düşecek,  sonra as solist  olarak  sahneye  çıkayım derken ... Şaka bir yana. Hedef  iyidir, güzeldir, gereklidir ama   onun esiri olmamalısınız. Yani benim  hedefim 16 metre  atlamaktır  diyen  3 adım atlamacı ne yapacaktır ? 16.06  atlamayı denemeyecek midir, onu aşmak için yeni yöntemler araştırmayacak  mıdır?&lt;br /&gt;Ya siz  iş hayatında   bu ay  bbbb  ciro  hedefiniz varken   artı  ccc yapma  olanağınızı  saklayacak mısınız? Cebinizde tutup  sonra kullanırım mı diyeceksiniz  ? (Bunu böyle yapıyorsanız  dikkatli olun derim. Çünkü  satış  enerjiye benzer: Enerjiyi  saklamanız, elinizde tutmanız zordur. Enerji   ya tüketilir ya da   cinsi değişir , yani başka bir enerji cinsine dönüşür. Enerjiyi saklamaya  çalışan tek alet  pil ya da  akü yani  bataryadır,  onun da  büyük hedeflerde  ne kadar  işe  yarayabileceğini siz düşünün.) &lt;br /&gt;Başka bir   hedef de müşteri memnuniyeti  olabilir. Hedefiniz   yüzde  doksansa  bunu  doksan bir yapmaya  çalışmayacak mısınız?  Oh  nasılsa hedefi tutturduk deyip   yan gelip yatacak mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Tekrar atletizme, olimpiyatlara  dönsek  biraz ?. Daha ileriye , daha yükseğe, daha  güçlü demek  kolay ama bunu nasıl başaracağız ?&lt;br /&gt;  İş hayatında da   kendimize bir “dahalar” hedefi koymaz isek olduğumuz  yerde  kalacağız demektir. Peki bunlar ne olmalıdır? Daha ne olmalıyız ?&lt;br /&gt; Daha  karlı? ( marjinlerin artması ), daha  büyük (cironun artması),  daha çok  ( karın  artması), daha  geniş  (pazar payının artması)?&lt;br /&gt; Belirtilen bu konular  bir  firmanın hedefi olabilir. ama  bütün bunların üstünde bir hedef olmalıdır.&lt;br /&gt;O da : UZUN VADELİ YAŞAMA.&lt;br /&gt;            Evet  bir firmanın   yaşaması en önemli  özelliğidir. Artan  karlar ve artan cirolarla bunu  beceriliyorsa   bu firma sahibi ve yöneticileri için harika bir sonuçtur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-8101951772891982983?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/8101951772891982983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=8101951772891982983' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/8101951772891982983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/8101951772891982983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/12/hedefler.html' title='HEDEFLER'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-3670592846595764620</id><published>2008-12-14T09:00:00.000-08:00</published><updated>2008-12-14T09:01:16.025-08:00</updated><title type='text'>CİTIUS ; ALTIUS ; FORTIUS</title><content type='html'>Bilgisayarların ilk  çıktığı   günlerde bir  fıkra anlatılırdı. Zamanın   en   yetenekli bilgisayarına  en  zor   soruları sorarlar ve  o, hepsine   kısa zamanda doğru yanıtı verir. Ama  bir  Türk  öyle bir  soru sorar ki  bilgisayar  şaşırır ve  durmadan  çalışır  ama  yanıtı veremez.  Bizimkinin sorduğu  soru   oysa  çok basittir.  Ne   var  ne yok?  Ben de   şimdi size  buna benzer bir  soru soracağım, umarım  siz  daha kolay bir  şekilde yanıtlarsınız.&lt;br /&gt;Nasılsınız ?  İyi misiniz ?  Halinizden memnun musunuz ? Eğer  bulunduğunuz  halden daha    iyi bir hale  geçmek istiyorsanız  bir  sorun yoktur. Yok  eğer ben  bulunduğum halde kalmak istiyorum diyorsanız, bu sizin bileceğiniz bir  konu, ama her şeye rağmen, ileriki sayfalarda değişim ile  ilgili  yazdıklarımı  bir kez okuyup  düşünün ve  soruyu   bir daha  yanıtlayın.&lt;br /&gt;Abebe Bikila  Etopya    ordusunda   iyi bir subaydı ve  kralın muhafız   bölüğünde görevli idi. Eğer   halinden memnun yaşantısını  sürdürse iyi bir subay olacak ama  ulaşabileceği yıldızları   rüyasında  bile  görse inanamayacaktı. 1960 yılında  Roma’ya  maraton koşmak için geldi. Adını kimsenin hatırlamadığı antrenörü ile  birlikte  yarıştan bir gün  önce  parkuru dolaştı ve   son  bir  kilometrede  atak yapıp  rakiplerini  nasıl geride bırakacağını ,  yeri  tespit ederek belirledi. Dramatik bir yarışta  Roma’nın    tarihi  eserlerinin arasında,  nemli ve  sıcak bir havada,  tüm  ünlü   rakiplerini   geçti ve   yarışmayı,  yalınayak , birinci olarak bitirdi ve  ülkesine   1960 ta  tek madalyayı kazandırdı. &lt;br /&gt;Bikila kadar    büyük bir    başarıya   imza atmasa bile  her  yarışmacı,   daha  iyi bir  derece yapmak isteyecektir. Ama,  çalışma  yöntemlerini ,  beslenme  ve  yaşama  alışkanlıklarını  geliştirmediği,    değiştirmediği takdirde ulaşmakta  olduğu dereceden   ileri  gitmesi  pek olası olmasa gerek. Eğer  üç adımda   15 metre  atlayan bir atlet  16 metre  atlamak istiyorsa bunun  için yeni bir  şeyler  yapmalı. Yapmaz ise   on beş metre  atlamaktan mutlu  yaşamını  sürdürürken  kendini geçenlere   şaşırmamalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-3670592846595764620?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/3670592846595764620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=3670592846595764620' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/3670592846595764620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/3670592846595764620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/12/citius-altius-fortius.html' title='CİTIUS ; ALTIUS ; FORTIUS'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-8762027956592913328</id><published>2008-09-06T12:51:00.000-07:00</published><updated>2008-09-06T12:55:05.748-07:00</updated><title type='text'>HATİCE Mİ ? NETİCE Mİ?</title><content type='html'>HATİCE  Mİ  YOKSA  NETİCE Mİ?&lt;br /&gt;Belirli bir zaman  dilimi içinde oluşan, alıcı, satıcı, ürün veya  hizmet  ve  bir bedel gibi  temel öğeleri olan satış işlemi bir mekanda  yapılır ve buna da  piyasa ya da  pazar denir genel bir tanımla. Bu öğelerin  hepsi de önemli olup  birbirlerine karşı bir  üstünlükleri yoktur. Ama  bütün bunlar niçin yapılır?&lt;br /&gt;Yaşamımızı sürdürmek için, para kazanmak için dersek  çok yanlış  söylemiş olmayız. Yaşamın dinamiği bunu gerektirmektedir. Çünkü   aslolan hayattır. &lt;br /&gt;Şimdi biraz geriye  gidelim ve  üründen başlayalım. Üretim‘in  tanımı çok değişik şekillerde yapılabilir. Genel tanımı:   Ham maddeyi  yarı mamul veya  mamul hale  getirmek için  yapılan işlerin  tümü üretimdir. İyi de bu yeterli bir tanım mıdır? Üretimin  temel  hedefi nedir? Temel  hedef , kullanıcının ihtiyacının karşılanmasıdır. Ya da  kullanıcının  sorununun  çözülmesidir.&lt;br /&gt;Yani bir kazak üreticisi, kazak satmak  için üretim  yapmaz. Esas  hedef  alıcının  üşümemesidir.  Benzer şekilde  bir çok insan araba  satıcısı olmakla  övünür. Ama   asıl olan insanların   bir yerlerden bir yere  gitme  ihtiyacının giderilmesi veya  şimdilerde ortaya  çıkan  şekli ile   hareketli bir yaşam ortamı sağlama olgusudur. Daha da  ileri gidip matkap ucu satanların  aslında  15 mm lik  delik  açma  ihtiyacını karşıladıklarını  bunun için 15 mm lik  matkap ucu üretmeleri gerektiğini  söyleyebiliriz.  Bayanlara  ruj veya kozmetik malzemesi satmaya çalışanlar  hangi ihtiyacı karşılamak için üretim  yapmaları  gerektiğini    mutlaka biliyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üretimin  oluşmasından   önceki ve sonraki aşamalar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PİYASA&lt;br /&gt;SİPARİŞÜRETİMTESLİMATKULLANICI EĞİTİMİ ÇALIŞTIRMAFATURALAMATAHSİLAT&lt;br /&gt;SATIŞ SONRASI  HİZMETLER&lt;br /&gt;Bu tablo her ürün için geçerli olmayabilir. Çeşitli çalışma alanları için bazı satırlar çıkartılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şirket  kar etmek için kurulur, onun için  para kazanmak esas hedeftir.   Şirketlerin  en önemli  hanesi, yabancı dilde  ifade edilen   şekli ile  son satır (Bottom line),  veya çizginin altı ( unter dem  Strich), netice hanesidir. Ama  yukarıda  gördüğümüz  üzere hatice hanesinde de  çok önemli şeyler  vardır.Hatice ve  netice konusunda  hala, “bu ne diyor?”   diye  düşünüyorsanız yapacağım benzetme ( teşbihte  hata  olmaz), yardımcı  olabilir   umuyorum. Yediğimiz yemeğin karnımızı  doyurması  neticedir. Yaşamayı sürdürmek için  netice  şarttır, onsuz yaşanmaz. Yani  esas amaç, yaşamak için  beslenmektir. Ama   yemeğin  lezzetli olması  ondan   tat  almamızı, yaşamdan haz duymamızı sağlayacaktır. İşte bu da  netice  olmayan  kısım  yani  haticedir. Haticesiz  netice  nasıl olur  siz   takdir edin artık. Bu   nedenle  iş hayatının  tüm  yelpazesini  kapsayan  etkenlerin   önemi   büyüktür&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-8762027956592913328?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/8762027956592913328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=8762027956592913328' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/8762027956592913328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/8762027956592913328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/09/hatice-mi-netice-mi.html' title='HATİCE Mİ ? NETİCE Mİ?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-5993567102434013014</id><published>2008-08-02T08:27:00.001-07:00</published><updated>2008-08-02T08:27:43.426-07:00</updated><title type='text'>SATIŞ KUZU MUDUR?</title><content type='html'>SATIŞ   KUZU MUDUR ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok şirkette günlük konuşmalar ve toplantılar sırasında  satış görüşmelerinin son aşaması “satışı  kapatma “ veya  “satışı kapama”olarak adlandırılıyor.  İngilizce’de  kullanıldığı üzere “sales closing”  dilimize aynen  tercüme ediliyor.Oysa kapatmak veya kapamak fiili Türkçe’mizde kapıyı kapama , birisini bir yerlere kapama, konuyu kapama gibi yerlerde kullanılırken  bir işi sonlandırma ,bitirme,hapsetme veya dışarı çıkmasını engelleme anlamına geliyor. Bir de kuzuyu kapama  var, ama satış  pek kuzuya benzemez değil mi? Şaka bir yana  satışı  kapama deyimi kulağımızı biraz tırmalasa da   kullanılmaya devam edecek gibi görünüyor, daha güzel bir tanımlama bulununcaya kadar. Satışı bitirme fazla avam, satışı geçekleştirme sanki fazla  kitabi  gibi geliyor, kulaklarımızı tırmalamasa da” ııh bu değil” diyoruz. Adına  ne dersek diyelim satış yapmak   güzel bir şey. İnsanı mutlu ediyor ve bir hedefe  varmış olmanın hazzını yaşatıyor. Tabi sonucunda  para da kazandırıyor. Bu kadar çok  olumlu özelliği bir arada taşıyan eylemi kim sevmez ki?  Fransızca ‘da satışı kapama  diye  bir söylem yok.  Fransızca’da “ferme”  fiili kapamak anlamına geliyor, dilimize  fermuar olarak geçen nesne ise  o dilde bizim söylediğimiz gibi kullanılmıyor  ses benzeşmesi olsa da. Fermuar ( niye  güzel bir Türkçesi yoktur bu sözcüğün?  Kapa-geç nasıl? ) nasıl çalışır bir bakalım.Birbirinden ayrı iki malzemenin( kumaş vb)   üzerinde dişler bulunur. Bu iki   yanı bir bütün olarak birleştirmek üzere,iki yandan da dişleri  sıralı  ve düzenli olarak içine alan bir büyük parça başlangıç noktasından son noktaya kadar   gider ve görevini yerine getirerek kapamayı sağlar. Fermuarın çalışma sistemine benzer şekilde çalışan bir başka  sistemi  trafikte görüyoruz.  İki şeritli yol  tek yola inerken  veya iki yol kesişip  bir tek araç geçmesi mümkün yollarda  akışın sürekli olabilmesi için yolların veya  şeridin birinden bir araç tek yola geçer  sonra diğerinden gelen araç tek yolu , veya şeridi kullanır. Bu şekilde araçlar yavaşlasa da durmaya gerek  kalmadan bir  bir taraftan bir diğer taraftan aynen fermuar gibi akış devam eder ve araçlar  kayıp  gider. Eğer  böyle olmazsa yani hep bir taraftan araçlar akmaya çalışırsa  diğer taraftakiler durmak zorunda kalır, bu da  sistemi  işlemez hale getirir,işler karışır . Eğer insanlar yani sürücüler  birbirlerini sıkıştırmaya ve  hep  kendileri geçmeye  kalkışırlarsa  işler iyice karışır .İşte o zaman büyük ağabey yani fermuardaki büyük parça,  trafikteki polis devreye girer ve  araçları düzene sokar. En iyisi iki tarafın da  yavaşlayarak birlikte yola girmeleri ve birbirlerine yol vererek olayı bitirmeleri olsa gerek , fermuar sistemi gibi.&lt;br /&gt; Peki satışta  nasıl çalışır bu fermuar sistemi? Satışta karşısındakine  yol verme, sırayla kapanışa doğru yol almanın birinci koşulu olarak konuşma sırasında olmalıdır. Yani  önce bir taraf   örneğin satıcı konuşur, sonra diğer taraf  alıcı soru sorar veya anlatır daha sonra konuşma karşılıklı şekilde gelişir. Eğer  hep bir taraf konuşursa  satış işleminin  gerçekleşmesi zorlaşır. Hele hele satıcılar  ben çok iyi anlatırım ,ürünümü çok iyi tanıtırım diye ısrar edip sazı  ellerine alırlarsa   fermuar  pardon satış kapanmaz.Satışın  kapanması için gerekli olan temel konu ise aynı fermuarın dişlerinin sırayla kapanması gibi iki tarafın elde edeceklerinin eşit olmasıdır. Eğer satış işleminden satıcı memnun ayrılıyorsa alıcının da memnun olarak ayrılması gerekir. Daha açık ifadesi ile satış işlemi alıcıya da kazanç sağlamış olmalıdır.  Satıcı   alıcıya  karşı   iyi bir iş yaptığını hissetmeli, karşısındakine sağladığı kazancın bilincinde olmalı ve alıcının yanından ayrılırken  yalnız satışın kendine sağladığı  avantajları değil alıcıya sağladıklarını düşünerek te mutlu olmalıdır.&lt;br /&gt; Satılan ürün veya hizmetle alıcı bir  ihtiyacını gideremediyse ve sorununu çözemediyse satış fermuarının dişleri  ancak tek taraf için çalışmış olur. Aynen trafikte tek şeridin geçmesi gibi. Maalesef güzel Türkçe’mizde  bu kötü ve yanlış yolu ifade eden bir fiil de bulunmakta ve kısa vadeli düşünen satıcılar da bu fiili kullanmaktadırlar. Satışı kapama fiili  yerine amirine veya arkadaşına hızla ve övünerek haber verirken “çaktım abi”  diyenler alıcının ( müşterinin) bu sözü duyması söz konusu olsaydı  acaba  bu deyimi kullanırlar mıydı?&lt;br /&gt;  Bu gibi hallere düşmemek için satıcı olarak kendimize daima şu soruyu sormamız gerekir. Benim  gerçekleştirmek istediğim satış  sonucu elde edeceğim sonuç beni mutlu edecektir. Aynı sonuç karşımdakini yani alıcıyı  da  mutlu edecek bir sonuç mudur? Eğer  karşımdaki  için adil veya eşit derecede olmayan bir   çıkar  ve memnuniyet söz konusu ise o zaman fermuar kapanmaz. Hatta biraz içinize doğru bakmayı biliyorsanız orada da kapanmamış bir şeyler göreceksiniz.&lt;br /&gt;Sizin satış kotanızı tutturmanız ,tabelanıza  bir şeylerin yazılması kısa vadeli olarak sizi mutlu etse de şirketinizin uzun  vadeli  çıkarı için fermuarın tam kapanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Yalçın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.fuatyalcin.com/"&gt;www.fuatyalcin.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-5993567102434013014?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/5993567102434013014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=5993567102434013014' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5993567102434013014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5993567102434013014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/sati-kuzu-mudur.html' title='SATIŞ KUZU MUDUR?'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-1680289192198149056</id><published>2008-08-01T13:20:00.001-07:00</published><updated>2008-08-01T13:20:53.772-07:00</updated><title type='text'>DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİM DEĞİLDİR</title><content type='html'>DEĞİŞMEYEN TEK  ŞEY  DEĞİŞİM DEĞİLDİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin  en güzel sahillerinden birinde Kemer’de tatil yapıyoruz. Nefis bir kıyı şeridi, harika bir  deniz,  eşi bulunmaz bir  doğa  güzelliği  kısacası,ve  bütün bunların üstüne  sırtımızda  kalemlere göklere  çizilmiş gibi duran Olimpos dağları. İlk iki gün tatil  köyünü iyice tanıdıktan sonra  üçüncü gün iskelede demirlemiş  buluna  tekneye gidiyoruz ve o  bizi ve bizim gibi  konukları   yarım  günlük tekne gezintisine   götürüyor. İlk önce  Kemer’e  doğru kıyıdan  gidiyoruz, sonra  şehri geçip  ileriki koylardan birinde demir atıyoruz. Paletler ve  gözlükler hazır. Enfes maviliğin içine  dalıyor  maviden yeşile renk ziyafeti yaşıyor  yanımızdan geçen balıklarla  sohbet ediyoruz. Kayalar  doğru gittikçe  biraz da derine  gidebilirsek   çeşitli balıklar bizi karşılıyor  motor koya girilmeden önce susturulduğu  için kaçmıyorlar. İnsan bu güzellikten  yorulmuyor ama  arada  bir tekneye çıkıp dinleniyor sonra yine  denize atlıyoruz. Dönüşte  Kaptanla sohbet ediyoruz. kaptana  kendisinin hayatına  özendiğimi çıtlatıyorum. Ne mutlu olmalı  o. Her gün bu güzelliğin içinde. Ama   o bana  garip garip bakıyor , tüm yazı burada böyle geçireceğini   söylüyor ve “bir an önce  Ekim  olsa da  İstanbul’a  gitsek”  diyor.&lt;br /&gt;İnsan bu güzellikten sıkılır mı ? diye  düşünüp, kaptanı  elindeki değerin ayırdında  olmamakla  suçlayarak  toptan bir   yargıya varmak yerine bir başka  açıdan  bakmaya ve  daha  derin  düşünmeye çalışıyorum ve  hayatımızda   sürekli değişiklik aradığımızı  hatırlıyorum. Her gün aynı elbiseyi  giymiyoruz,  değiştiriyoruz,  yolumuzu değiştiriyoruz, evimizin  eşyalarını değiştiriyoruz,  dinlediğimiz radyoyu, izlediğimiz  Tv  kanalını değiştiriyoruz.  Arada bir  arkadaşlarımızı değiştiriyoruz, işimizi değiştiriyoruz,  bazıları eşini de değiştiriyor. Sanki değiştirdikçe  daha iyi hissediyoruz  kendimizi. Herkes  değiştirdikçe  çevre de değişiyor. Yollar, teknoloji,  medya,  diğer  insanlar derken herkes el birliği ile  bir şeyler değiştirmeye  çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan popüler entellektüel kültür bazı kavramları çok seviyor ve yeni keşfedilmiş gibi ortaya atıyor, ona sarılıyor ve sakız gibi çiğneyip  ağzından düşürmüyor. Bu kavramlardan birisi   Bilginin  güç olduğu, diğeri ise değişimin kaçınılmaz olduğu. Oysa bu iki  saptama da  yüzyıllar önceden biliniyordu. Francis  Bacon 1500  lü yıllarda bilgi güçtür  demişti. Değişimin  kaçınılmaz olduğunu ve her şeyin değiştiğini ise bir yurtdaşımız bundan 2500 yıl önce bu topraklarda   söylemişti. Efesli Herakletius ( M.ö 540-480) Artemis tapınağında bir yandan  çocuklarla   aşık  oynayıp    siyasilere ders verirken,  öte  yandan her şey değiştiği halde değişmeden kalan bir tek şeyin olduğunu söylüyordu.  Yok bilemediniz, bu, değişim değil beklediğiniz gibi. Değişmeyen   tek şey Logos’tur. Logos’un  tam anlamı Yunanca’dan  başka bir dile çevrilemiyor. Söz , anlam, düşünce ve akıl  kavramlarının tümünü  kapsayan bir sözcüktür logos.  Bu  dört kavramın birbirleri ile zincirleme bir ilişkisi olduğu  ilk bakışta  göze çarpmakla beraber  daha derinde neler  ifade ettiklerini anlamak  biraz zor. Zaten Herakletius’un  çağdaşı olan, dünyanın en  bilge kişisi   Sokrates bile  onun  söylemleri için  şöyle demiş: “ Anladıklarım çok  güzel, öyle sanıyorum ki  anlamadıklarım da.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kim ne derse  desin  siz kendinize bakın. Değişimin dinamiğini kavramak  Herakletius’u anlamak kadar  zor olabilir ama kendinizi  tanımak, çevrenizi anlamak,   gelişen olayları izlemek, bütün bunları  kavramak tek bir şekilde mümkün görünüyor.  O da   kendi içimizde ve bizim  onu kullanmamızı bekleyen  Logosun işi değil mi?&lt;br /&gt;Peki logos  daha basit  anlatılabilir mi? Ben   tüm  yukarıdaki   kavramları içeren ve      değişmeyen  bir  şey biliyorum. Logos’un onun olduğunu iddia  etmek gafletine  düşebilirim belki.  Bence   bu “sağduyu”dur.  Özel hayatımızda  ve  iş hayatında , her zaman, her  ortamda  ihtiyacımız olan , her yaklaşımda bize  destek olacak olan sağduyumuz eksik olmasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-1680289192198149056?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/1680289192198149056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=1680289192198149056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/1680289192198149056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/1680289192198149056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/deimeyen-tek-ey-deiim-deildir.html' title='DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİM DEĞİLDİR'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-4754604086831416339</id><published>2008-08-01T13:18:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:19:59.238-07:00</updated><title type='text'>BÜYÜK  ve KÜÇÜK</title><content type='html'>ROLÜN  BÜYÜĞÜ KÜÇÜĞÜ OLUR MU ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatroda,  sinemada  yerleşmiş kalıp bir söz vardır. Rolün büyüğü küçüğü  olmaz diye. Aslında   bal gibi  olur. Figüranları teselli etmek için kullanılan bu kalıp soruyu müşteriler için  soralım  bir de. Müşterinin büyüğü  küçüğü  olur mu? Pek tabi, olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satıcı için değer   en az alıcı kadar   önemlidir. Pareto analizinin  hayatımızın  bir çok  alanında  karşımıza  çıktığını biliyoruz. Bu kural  aslında  çok basit. Diyor ki:  Sebeplerin  yüzde yirmisi  sonuçların  yüzde  seksenini oluşturur.  Yani  sizin   yüz  müşteriniz varsa    yirmi müşteriniz   cironuzun  yüzde sekseni oluşturmaktadır. Sizin bunlar arasında   ayırım yapmamanız  mümkün müdür? Önünüze  çıkan  her müşteriye  mal  satabilirsiniz ama  bir  kaç tanesi  sizin için mutlaka diğerlerinden  daha  önemlidir. Bu müşteriler sayısal olarak size  daha çok  gelir getiriyorlardır. Hem ciro  hem karlılık açısından  size sağladığı kazançlar   çok büyük olduğu için onlara   ayrı  bir muamele  şekli  göstermeniz gerekebilir.&lt;br /&gt;Şimdilerde bu  etkeni  bir müşterinin  satıcıya  kazandırdığı değer  olarak  ölçmek mümkün. Yani şirketler, uzun vadede  bir müşterinin  değerini  ölçmektedirler.&lt;br /&gt;Uzun bir dönemde şirketimiz için değerli olan müşterilerin talepleri bizim için yol gösterici olmalıdır. Yani  bir yandan  onların şikayetlerini veya memnuniyetsizlik  alanlarını dikkate almalı, buna paralel olarak kendi içimizde, proseslerimizde, yaklaşımlarımızda değişiklik veya esneklik yapmayı kabul etmeliyiz. Öte yandan  daha da ileri  giderek bu müşterilerin talep ettiği ürünleri, tasarım, üretim, sunum, dağıtım ve satış sonrası hizmetler aşamalarında, onlara özgü bir biçimde  şekillendirmeliyiz.&lt;br /&gt;Müşterinin arzu ettiği  değerle, satıcının beklediği değerin örtüştüğü alanlarda uzun vadeli bir ilişkiden söz edilebilir. Bunun olmaması durumunda müşteri kaybı olağandır ve korkulmaması gerekir. Ancak hangi müşterinin neden kaybedildiğinin araştırılması gereklidir. Müşterinin temel beklentilerinden  birinden ( ilişki, değer, güven, tepki) kaynaklanabilecek bu neden bize bazı dersler verebilir. Bunlardan gerekli dersleri çıkartınca , geri dönüp, iç proses veya eleman veya mekan, ürün veya hizmetlerimizi gözden geçirmemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi her gün izleme,  öğrenme, geri dönüp inceleme, yenileme, tekrar karşılaşma gibi bir süreçle karşı karşıya bulunuyoruz. Bu sürecin kesintiye uğramaması için, canlı kalmamız,  hep müşteri ile ilişkide bulunmamız, onlara yakın olmamız gereklidir. Sahadan gelen bilgiler organizmanın canlı kalmasını sağlayan, günlük hay huy içinde kimi zaman fark etmediğimiz  şekilde  bize ulaşan, vitaminler gibidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-4754604086831416339?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/4754604086831416339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=4754604086831416339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/4754604086831416339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/4754604086831416339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/byk-ve-kk.html' title='BÜYÜK  ve KÜÇÜK'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-2711694292691944405</id><published>2008-08-01T13:17:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:18:46.147-07:00</updated><title type='text'>MUTLULUĞUN RESMİ</title><content type='html'>MÜŞTERİ MUTLULUĞUNUN RESMİNİ ÇİZEBİLİR MİSİNİZ ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Abidin Dino veya Nazım Hikmet bu konuda  ne düşünür ve  müşteri mutluluğunun resmini  nasıl çizerler, bilemiyorum , ama  size  müşteri mutluluğunun  formülünü  sunabilirim. Formül aslında   okul sıralarından  tanıdığımız  formüllere   çok benziyor yani  hız eşittir yol  bölü zaman gibi bir şey.   Müşteri  mutluluğu veya mutsuzluğu bir orandır. Bu oran büyük olursa  mutluluk  artar, oran  küçüldükçe  mutluluk  azalır, düş kırıklığına  doğru tepe taklak  gitmeye başlar.&lt;br /&gt;Oranın pay kısmında  müşterinin elde ettiği bulunur. Yani  aldığınız  ürün veya   hizmetin  gördüğünüz sonucu. Başka bir ifade ile örneğin arabanızın  performansı, bulaşık makinenizde  yıkama  sonrası elde ettiğiniz sonuç, benzer şekilde deterjanın beyazlatma  gücü  ya da    bir lokantada  yediğiniz yemekten aldığınız haz veya verilen hizmet, ya da   kuaföre gittikten sonra  saçınızın şekli,  kısaca  elde ettiğiniz  sonuç.&lt;br /&gt;Oranın  payda  kısmında  ise müşterinin beklentileri bulunur. Yani arabanızdan  hangi  performansı bekliyorsunuz, kalkışta  ivmelenmesini mi,  yoksa 160 km/saat ile  giderken öndeki arabayı  sollamasını mı, ya  da  her gün  sizi işe götürüp getirmesini mi ?&lt;br /&gt;Burada  dikkat edilecek konu  pay olan   sonucun genel olabilirken  payda da  sözü geçen  beklentinin tümüyle öznel, yani kişiye  göre  değişken olmasıdır. Belirli model arabanın en yüksek hızı ve  motor gücü sabittir ama  aynı model arabayı değişik beklenti ve bakış açısı olan kişiler satın  alabilir.&lt;br /&gt;Bunu daha kolay anlatacak bir  örnek :  İki kişinin  aynı  uçakta Frankfurt’tan İstanbul’a uçtuğunu düşünelim. Bu iki kişiden biri sık sık  ihracat  işlemleri  için Almanya’ya giden bir   işadamı  olsun, diğerinin ise  her yıl Almanya’dan Türkiye ‘ye  karayolu ile  giden, sıkça  uçağa binmeyen bir   işçimiz olduğunu düşünelim. Aynı  uçak,  yan yana   iki koltuk,  aynı   hostes ve aynı yemek yani aynı ürün veya aynı hizmet. Sonuç aynı (yani pay), ama  her iki yolcumuzun da  beklentilerinin (payda) farklı olduğunu sanırım  kabul edebiliriz. Sonuçta   biri yemekten ve  hizmetten  çok memnun kalıp indiğinde, bunu anlata anlata bitiremezken  diğerinin ” Keşke  THY ile  uçsaydım,   bu yabancı hostesler de  pek suratsız oluyor. Zaten bizimkilerin yemekleri de  daha  güzel” diye  yorumda bulunması  mümkündür.&lt;br /&gt;Sözü geçen iki  faktör buluşunca mutluluk formülü ortaya çıkar. Yani elde edilen  bölü beklenti. Mutluluğun  artması için elde edilenin  artması  şart  görünse de, bu, beklentiye  sıkı sıkı  bağlıdır. Yani beklentileriniz   yükseldikçe, elde ettiğinizin daha  fazla veya  iyi olması gerekir. Beklentiniz azaldıkça  elde ettiğiniz  size daha sevimli gelecektir. Sırf  matematiksel   bir yaklaşım bu. Ben  size  manastıra kapanan rahipler gibi beklentilerinizi  iyice düşürmenizi  önermiyorum,  ama  müşterinizi mutlu etmek  istiyorsanız daha  çok vermeden  veya daha iyisini sunmadan önce  müşterinizin beklentisini ölçmenizi veya  hatta  çoğu  yerde  bu  beklentiyi yaratmanızı öneriyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-2711694292691944405?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/2711694292691944405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=2711694292691944405' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/2711694292691944405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/2711694292691944405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/mutluluun-resmi.html' title='MUTLULUĞUN RESMİ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-5850190882381942580</id><published>2008-08-01T13:16:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:17:19.795-07:00</updated><title type='text'>YAŞANMIŞ BİR  HİZMET ÖYKÜSÜ</title><content type='html'>NELER OLUYOR HAYATTA ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fifth Avenue, New York’un en tanınmış  caddelerinden biridir.  Lüks  ve pahalı mağazalar  iyi giyimli  bay   ve bayan  alıcılarını bekler bu  caddede.&lt;br /&gt; Alışveriş  yapanların   yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için  yine  kaliteli ve    güzel yemek yerleri vardır bu caddede. Bunlardan birine, çok ünlü markalar  zincirine sahip olan T.G.I  Fridays de  yemeğe gittik  eşim ben ve  iki çocuğumla.  Çok fazla   müşteri yoktu, belki  beş  altı masa  dolu idi. Bizim hemen  yanımızdaki masada ise  genç bir çift oturuyordu. Onların   bizden biraz önce gelmiş oldukları mönüyü incelemelerinden belli idi.&lt;br /&gt;Lokantada  bir çok garson  dolaşmakta ve kendi aralarında bir şeyler  konuşmakta idiler. Biri ile  göz göze gelince, bizim masaya da   mönüleri bıraktı ve gitti.  Biz seçimimizi yaptık, aynı anda  yan masadakiler de seçimlerini yapmışlar ve  garsona  söylemeye hazır durumda  bekliyorlardı.&lt;br /&gt;Neyse sonunda  garson geldi, önce yan masadan sonra bizden siparişleri aldı ve gitti.&lt;br /&gt;Biraz sonra   içecekleri  getirdi bize.  Eşim meyve suyu istemişti ama bize  kola  gelmişti. Kendisini uyarmama fırsat kalmadan  arkasını döndü ve gitti garson. Bu arada    oğlumun   elma suyunu masaya  koyarken sallayıp taşırmıştı ve  masaya   meyve suyu dökülmüştü. Ben iyi niyetli bir beklenti ile  herhalde  bez alıp gelip silecek  diye bekledim. Tabi  garsondan bundan sonraki beş dakikada  hiç ses çıkmadı. Diğer garsonlar bir  köşeye birikmişler, bir şeyler konuşuyordu. Onlardan birini gözümle  çağırdım,  o da bana  bizim masanın garsonunu işaret etti. Sessiz anlaşma harika idi, ama bizim garson  hiç oralı değildi. Ya  masalar arasında  dans ediyor,  içeri, mutfağa  koşturup geliyor ya da  arkasını bize dönüp arkadaşları ile   sohbet ediyordu. Bütün bunlar olurken  on beş dakika  geçmiş ve  makul   yemek bekleme süresi aşılmıştı.&lt;br /&gt;Yan masadakiler de aynı sorunla  karşı karşıya  idi ve  sabırla beklemekteydiler.  Ben  hızlı bir müdahale ile garsonu yakaladım ve  meyve suyunun yanlış geldiğini,   oğlumun meyve suyunu  kendisinin taşırdığını ve masanın temizlenmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım ama  bana bunların ne kadar  normal olduğunu neden  şikayet ettiğimi anlamadığını  belirten bakışlarla karşılaştım.  Ama  bu bakışlar yalnız  bakış olarak kaldı ve  benim konuşmama  meydan  bırakmadı. Ben müşteri olmanın ve haklı olmanın önemine dayanarak ısrarla bir şeyler  yapmak isterken,  eşim masayı sildi ve  beni sakinleştirdi. Biraz sonra yan masadakilere  yöneldi   bizim garson ve  kendilerine  hesabı getirdi. Bunun üzerine patlayan genç  daha siparişlerinin gelmediğini   anlatmaya  çalışıyordu. Kızgın gencin hışmından   hemen arkasını dönerek kaçan  garsonun arkasından bakarken, yan masadakilerle   göz göze geldik.&lt;br /&gt;Genç, bana “Welcome to America”  dedi,  alaylı  bir biçimde. Onunda  sabrı taşmıştı belli ki.&lt;br /&gt;Gerçekten,  dünyanın   en ileri ülkesinde, bu ünlü caddede, bu ünlü lokantada yaşananlar inanılacak gibi değildi. 25 dakikadır bekleyen müşteriye  yemekten önce hesap gelmişti.  Biraz sonra  yan masadakilerle  konuşmaya başladık ve  kendilerinin et  falan gibi  pişmesi gereken, bu nedenle  gecikebilecek bir sipariş vermediklerini  yalnız   karışık salata istediklerini  öğrendik. &lt;br /&gt;Geleli yarım saat olmuştu. Biraz sonra  hem bize hem yan masaya  yemeklerimiz geldi. Garson, inanılmaz  pişkinlikle sırıttı ve  özür falan dilemeden , afiyet olsun demeden ( İngilizce’ de  doğru dürüst bir afiyet olsun  yoktur ama  yine de “buyurun”  ya da “ yemeğinizden  zevk alacağınızı umarım “ gibi nazik  sözler  söylenebilir ), arkasını döndü ve gitti.&lt;br /&gt;Yemeğimizle birlikte, mönüde belirtildiği gibi bir salata  gelmesi gerekiyordu. Ama gelmemişti. Ben artık garsondan  bir şey  beklemediğim için ,   buranın müdürüne  gittim ve   tüm olanları , yan masanın sorunu dahil, anlattım. Müdür  tam buraya layık biriydi. Uyur gezer gibi bir adam, yine de “ben hallederim” dedi. Biraz sonra  garson  bizim masaya yaklaştı, müdür  herhalde ona delege etmişti,  ve sorunu sordu. Ben de   “mönüde   bu yemekle birlikte  çorba veya salatanın verilmesi gerekiyor” dedim. O  bana aynı pişkin tavırla   “o zaman   başlangıçta sipariş etmeniz gerekirdi” dedi. “ Siz söylemediniz, ben de  getirmedim.”&lt;br /&gt;Hayretle açılan ağzımdan başka bir sözcük çıkmadı, çıkamadı. İsterseniz salatayı getireyim  diyecek diye ödüm  koptu, belki ondan. Daha sonra yabancı olduklarını öğrendiğim yan masadaki  gençlerle bakıştık ve sessizce anlaştık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-5850190882381942580?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/5850190882381942580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=5850190882381942580' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5850190882381942580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5850190882381942580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/yaanmi-bir-hizmet-yks.html' title='YAŞANMIŞ BİR  HİZMET ÖYKÜSÜ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-3438649769640260194</id><published>2008-08-01T13:15:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:16:20.053-07:00</updated><title type='text'>EN BÜYÜK JUPİTER BAŞKA BÜYÜK YOK</title><content type='html'>EN   BÜYÜK JÜPİTER BAŞKA BÜYÜK YOK?&lt;br /&gt;Müşteri kimdir?  Nedir?  Önemli midir? Kim  müşterisini kaybetmek  ister?&lt;br /&gt; Bu soruların yanıtlarını kolayca verebileceğinizi düşünüyorsunuz değil mi?&lt;br /&gt;Haklı  olabilirsiniz. Ama yine de gelin   biraz irdeleyelim bu   kavramları ve  soruların yanıtlarını;  bundan  sonra bir kez daha,  bu sefer daha bilinçli olarak yanıtlayalım.&lt;br /&gt;Basit tanımı ile bir malı ya da  hizmeti bir bedel karşılığı alan kimse müşteridir. Gelin bir de   bu sözcüklerin kökenini inceleyelim, Türkçe’mize ve diğer   dillere  şöyle bir bakalım:&lt;br /&gt;MÜŞTERİ:  Türkçe’ye  müşteri  sözcüğü  Arapça’dan  girmiştir. Şira  satın alan  veya   tüccar  ya da esnaf ile  alışverişte bulunan   kimse olarak tanımlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de İngilizce’ye bakalım:&lt;br /&gt;CUSTOM:   diğer anlamlarının yanı sıra bir tüccara, satın alan  tarafından  verilen destek anlamına  geliyor.&lt;br /&gt;CUSTOMER: satın  alan  veya destek veren kimse&lt;br /&gt;Aynı  şekilde müşteri  karşılığı kullanılan   Client  sözcüğü ise yardım alan veya  akıl danışan kimse anlamına  gelmektedir.&lt;br /&gt;Bir de Almanlara bakalım  onlar  ne diyor?&lt;br /&gt;DER KUNDE: kökeni  können , (yapabilmek)  fiiline dayanıyor.  Tanınan,  bilinen anlamına  geliyor.&lt;br /&gt; Eskiden   yerli anlamına  gelirken   16. Yüzyıldan  bu yana   satın alan, tanıdık  anlamlarına  geliyor. Halk dilinde  arkadaş  adam, herif   gibi  kullanıldığı da    belirtiliyor etimoloji kitaplarında.&lt;br /&gt;Buradan   anlaşılanları  özetleyecek olursak , müşterinin    bir  şeye  ihtiyacı olan, bu ihtiyacı için bir alımda bulunan ve  Almanca’ya  bakarsak  tanıdık bir kişi olduğu anlaşılıyor. Tanımanın  önemini  daha ilerde  göreceğiz. Sözcük olarak   üç dilde de kökenleri bizi aynı yerlere  götürüyor.&lt;br /&gt;Buradan  hareketle müşterimize   yaklaşalım bakalım , neler göreceğiz.&lt;br /&gt;Bir de patron  sözcüğü var  ama   onu incelemeyi daha sonraya  bırakalım, çünkü…. e onu da sonra  öğrenirsiniz.&lt;br /&gt;Durun   durun  daha bitmedi, Türkçe’de bir yerde  daha  kullanılıyor  müşteri sözcüğü. Jüpiter’in  Türkçe’de  iki karşılığı  var  biri Erendiz  ikincisi  Müşteri.&lt;br /&gt;Jüpiter’i incelediğimiz zaman , onun   en büyük gezegen olduğunu  öğreniyoruz. Müşteri de  “en büyük” mü  acaba?&lt;br /&gt;Biraz   daha    bakınca  Jüpiter’in   Roma’nın  Zeus’a  tekabül eden  tanrısı olduğunu görüyoruz. Yani mitolojinin en büyük tanrısı. İnsanlara   yol gösteren, onlara  ışık tutan  tanrı.   Diğer tanımı ile  de   tanrıların  kralı.&lt;br /&gt;Özetlersek  Müşteri” kral”dır.&lt;br /&gt;Müşteri   yol  gösterir, yardım eder.&lt;br /&gt;Müşteri  “en büyük” tür. Müşteri tanıdıktır.&lt;br /&gt;Müşteri  kutsaldır.&lt;br /&gt;Kitaplarda   koruyucu Tanrı olarak  geçen   Jupiter’ in büyüklüğü  tartışılmıyor, o halde  çalışma sloganlarımıza  artık bir ek  yapabiliriz.&lt;br /&gt; EN   BÜYÜK JÜPİTER BAŞKA BÜYÜK YOK?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-3438649769640260194?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/3438649769640260194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=3438649769640260194' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/3438649769640260194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/3438649769640260194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/en-byk-jupiter-baka-byk-yok.html' title='EN BÜYÜK JUPİTER BAŞKA BÜYÜK YOK'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-5150307210183557697</id><published>2008-08-01T13:13:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:15:25.251-07:00</updated><title type='text'>SATIŞ YİNE SATIŞ</title><content type='html'>SATIŞ, SATIŞ  YİNE   SATIŞ&lt;br /&gt;Napolyon bu  gün yaşasaydı mutlaka  satış  satış , satış  derdi. Çünkü  satış olmazsa  para  olmuyor . Daha  doğrusu  kazançlı  satışlar  para kazanmanın ve  uzun  vadeli yaşayabilmenin ön koşulu. Satış bu kadar önemli olunca  bu konu üzerinde biraz daha ayrıntılı  durmanın gerektiğine  inanıyorum. Bu yazıların bir  çok   yerinde satış ile  ilgili  fikirler  bulacaksınız, başka bir şekilde  ifade etmek gerekirse bu  yazıların merkezi, müşteri ve satış olduğu için burada anlatılanların  hepsi  satış üzerine   yazılmış yazılardır da  diyebilirim. Ama  yine de  satışın  kendisi hakkında biraz  ayrıntılı  olarak  durmakta yarar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satıcıdan başlayalım. İster bir  ürün, ister bir  hizmet satın, ister bir  bankada  çalışın, ister bir  sigorta  şirketinde, ister bir  kuaförde, ister  bir  beyaz veya  kahverengi   eşya  satış organizasyonunda   çalışın,   sahip olmanız  gereken ve   ürün veya  hizmetinizden bağımsız  olan  bazı  özelliklere sahip olmanız  gerekir.  Birinci özellik  ilişki insanı  olmaktır. Yani  insanlarla  kolayca   ilişki kurabilmeli, rahatlıkla  onlara  yaklaşabilmesiniz. İlişki insanı bu özelliklerinin yanı sıra, kendi bilgi, deneyim ve eğitim durumunun, görev ve makamının satış anında çok önemli olmadığını, müşteriye sağlanacak yararın ne olduğunu bilen, algılayan kişidir.&lt;br /&gt;İkinci özellik yine kendinizle ilgilidir. Konulara   olumlu yaklaşabilmeli, iyimser  olmalısınız ve   ilk “ hayır”da   pes  eden tipte  olmamalısınız.&lt;br /&gt;Unutmayın “satış  müşteri  hayır dediği zaman başlar.”&lt;br /&gt;Bir  başka özellik ise   tümüyle  dış görünüşle ilgilidir.  Bu özellik üç  konuyu kapsar 1)  giyiminiz 2)  yüzünüzdeki  gülümseme 3)  gözünüzün  içindeki    coşku. Satış guruları   alıcının kararını  ilk  yüz seksen saniyede  vermeye  yatkın olduğunu   söylüyorlar.  O halde  ilk  etkiyi yaratmak  için  tek şansınız  var,  bunu  kaçırmamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizle  ilgili  bir  diğer  özellik de  konuyu,  piyasayı,  ürünü   ve  müşteriyi  bilerek  konuşmanızdır.  Bunun için  hazırlıklı olmanız,  olmazsa olmaz  koşuldur. Hiç bir satış  görüşmesine   hazırlık yapmadan  gitmeyin.  Bırakın  o  randevu  iptal olsun,  bir  kez  daha  randevu alabilirsiniz ama  hazırlıksız  giderseniz  telafisi  mümkün olmayan    bir  duruma  düşme  olasılığınız  çok yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satış  görüşmelerinde   düşülen  en büyük  hata satıcının çok şey anlatmak istemesi ve  çok konuşmasıdır. Her  konuda  olduğu  gibi burada  da kantarın topuzunu  kaçırmamak gerekir.  Çok  konuşan  çok  hata  yapar. Daha da  fenası  söz  bir kez  ağzınızdan çıktıktan  sonra  onu geri alma  olanağınız  yoktur.  Kendinizi,  şirketinizi  bağlayacak ve yapılması mümkün olmayan  sözler verirseniz  satışı yapsanız bile, çıkmaz  sokağa  girmeniz  kaçınılmazdır. Bunun  faturası bir  şekilde  şirketinize   çıkacaktır. Aslında    yapılacak iş basittir.  Bırakın  müşteri konuşsun. Bırakın   rahatlasın , çünkü o rahat olduğu zaman ve  kendini  güvende  hissettiği zaman ve   sizinle bir ilişki kurmaya başladığı   zaman   satışı  yapmanız    olasıdır. İnsanlar  konuşmayı sever. Bırakın  o konuşsun,  siz  dinleyin. Çünkü o, konuşması  sırasında  hem     biraz  önce  sözünü ettiğim  konuma  girecek, hem de  size  ipuçları verecektir.  Sizin bunlara   şiddetle  ihtiyacınız vardır . Nedir  bu ipuçları? Alıcı ne  istiyor?  Ne bekliyor? İhtiyacı  nedir?   Nerede bir  darboğazı var?  Sizin  ürünleriniz ve  çözümleriniz  onun  ihtiyaçlarını  nasıl  karşılar?   Bir yandan  o  ipuçlarını verir  bir yandan rahatlar , aynı  anda  siz   tatlı ve  anlayışlı   gülümseme ve etkin  dinleme ile  ona katılır ve bu arada  kendi konuşacaklarınızı yani müşterinin  sorunlarını çözecek önerileri  düşünme  fırsatı ve zamanı bulursunuz. Kendine güvenli, çözümleri ve yararları içeren konuşmanız sırasında iyi seçilmiş sözcükler, hızlı düşünme yeteneği, ve vücut diliniz sizin fikrinizi karşınızdakine kabul ettirebilme, onu ikna edebilme ya da ona satış yapabilme konusunda ana etkenler olarak ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satışın bir    diğer tarifi de karşındakinin   duygu ve  düşüncelerini anlamak,  ona  katılmak  ve  çözümler sunmaktır. Aslında satış  ister inanın ister inanmayın  psikolojik bir  işlemdir. Böyle  olmasaydı  herkes  fiyat listelerini  ve   ürün özelliklerini  yayınlar,   müşteri de  kendine  en  uygun olanı  listeden,  katalogdan, internetten   seçer ve  alırdı. Gerçek  hayatta. ürün ve  hizmetlerin   büyük bir  çoğunluğu  için, böyle  olmadığı için satıcının  önemi  büyüktür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-5150307210183557697?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/5150307210183557697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=5150307210183557697' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5150307210183557697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/5150307210183557697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/sati-yine-sati.html' title='SATIŞ YİNE SATIŞ'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-7662823522184842497</id><published>2008-08-01T13:12:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:13:21.473-07:00</updated><title type='text'>BAŞLANGIÇTA SATIŞ VARDI</title><content type='html'>BAŞLANGIÇTA  SATIŞ  VARDI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutsal kitap  başka türlü  söylüyor  ama  başlangıç neresi acaba? İnsanoğlunun  yaşamaya  başladığı ansa,  satış  mutlaka   orada vardı. Havva’nın Adem’den elmayı koparmasını istemesi herhalde ilk satış işlemi olmalı.&lt;br /&gt;Kitabi  tanımlara   kısılıp kalmadan    düşünelim.  Satış  yaşadığımız anın  her aşamasında  karşımızda var. İlla  bir malın bedeli karşılığı el değiştirmesi olarak ifade  etmeye  kalkarsak,   ne  insanı  ne de  yaşadığı  süreçleri  tanıyoruz demektir. Bir  gün  araba ile  tatile  gidiyorduk. Uzun yolda ben, eşim  ve  5 yaşındaki kızım sıkılmamak için  şehirlerarası yolda  kaset dinliyorduk. Kızım  arka koltuktan  tatlı bir şekilde bana  yaklaştı ve babacığım şu senin  çok sevdiğin bir kaset var ya   onu dinleyebilir miyiz  diye bana  sordu?&lt;br /&gt;Ben de   bu nereden çıktı  diye  düşünemedim ve kızımın  ne kadar  anlayışlı olduğuna vererek  benim sevdiğim kaseti   dinlemek üzere teybe  sürdüm. Aradan  beş dakika  geçmeden kızım   tekrar  yaklaştı ve  gülerek  :&lt;br /&gt;“Babacığım  senin  sevdiğin kasetten sonra  Barış Manço’nun   kasetini koyabilir miyiz?” dedi. Hadi  gel de satın alma.&lt;br /&gt;Buna   benzer  satış  işlemlerini hayatımızın bir çok alanında görmekteyiz.&lt;br /&gt;Daha   ileri gitmeden    bir  uzmanlık  sorusu  soralım.&lt;br /&gt;Son zamanlarda  bir çok sınav  test  usulü olarak  yapılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin biz de bu   şekilde bir soru ile  devam edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdakilerden hangisi farklıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) yolcu    b) futbolcu c) hasta   d) seyirci  e)   öğrenci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Eğer  bu  bir Türkçe  sınavı olsaydı  doğru  yanıt  herhalde   hasta  olurdu,   çünkü  diğer yanıtlar hep  ci, cu ile biterken bir tek  o  farklıdır. Oysa konumuz  satış olduğuna  göre  doğru yanıt futbolcu olmalı. Çünkü diğerlerinin  hepsi bir  “müşteri” dir. Yani hepsi bir  hizmet veya  ürün alımı yaparlar.  Seyirci giriş parasını öder ve  bir  film, konser veya  maçı izler. Yolcu  seyahat eder, bilet parasını   öder  bunun karşılığında. Burada  satıcı  otobüs veya  uçak şirketi veya  onun temsilcileridir. Hastanın  bir sorunu vardır,  doktora  gider muayene  olur  parasını öder,    tedaviye  başlar. Burada da hastane veya  doktor  satıcı konumundadır.  Öğrenci   sınıfta  öğretmenin  verdiği bilgileri  alır. Eh burada da   öğretmenin satıcı konumunda  olduğunu  söylemek  yanlış olmaz.&lt;br /&gt;Futbolcu  ise  bir  müşteri değil  bir satıcıdır. Çünkü  transfer parasını  alıp milyarları   cebe  indirmiştir  ama  bunun karşılığında emeğini  sarf edip performansını  sunmak  zorundadır. Örnekleri  çoğaltmak  mümkündür. Özellikle   karı koca  ilişkisinde bir çok  kez satış işlemi  görülür. Hanım  kocasına  mobilyaları veya  perdeleri  değiştirmek istediği zaman   bu fikri ona satmak  zorundadır. Allah için  hanımlar bu  işi   en az  çocuklar kadar  iyi becerirler. Öte  yandan  siz amirinizden   onay almak için ona bazı şeyleri kabul ettirmek  zorunda  kalabilir ve ona fikrinizi satabilirsiniz. O da  size  niçin düşük zam verdiğini   anlatmak  yani bu fikrini size  satmak zorunda  kalabilir  bazı zamanlarda. Ama  satış işlemlerinin en önemlisi belki de en zoru  gençlikte  yapılır.  Okulda veya  mahallede   “sizinle  arkadaş  olabilir miyiz ?” diye bir kıza yaklaştığınız günler pek mi uzakta kaldı?  O size  ne  demişti hatırlıyor musunuz?  Hadi hadi eski günleri deşmeyelim.   Satış  başlangıçta vardı , şimdi yaşadığımız  anda da var   ve  hep bizimle  birlikte olacak. Aslında  pek de  kötü bir şey değil bu satış galiba. Zaten satış yaparken birisine kötü bir  şey yaptığınızı hissediyorsanız  ya  da  karşınızdaki bu işlemden bir yarar  sağlamıyorsa  satış işlemi  başarılı olmuş sayılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan   satış gerçekleşmediği zaman, asıl kaybedenin işi başaramayan satıcı mı, yoksa iyi bir ürün veya hizmetten mahrum kalan  yani bir fırsatı ıskalayan  alıcı mı olduğu konusunun,  her olayın kendine   özgü koşulları  çerçevesinde düşünülmesinin yararlı olduğunu sanıyorum. Bu yaklaşımın  bir teselli  ya da  bahane olarak değil, olaylara değişik yönden bakma alışkanlığımızı geliştirmek ve buna dayanarak  yeni  yöntemler bulmak konusunda   bir yol gösterici yaklaşım olarak, faydalı olacağını  düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-7662823522184842497?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/7662823522184842497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=7662823522184842497' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/7662823522184842497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/7662823522184842497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/balangita-sati-vardi.html' title='BAŞLANGIÇTA SATIŞ VARDI'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7817065292017401779.post-6194022183865443406</id><published>2008-08-01T13:09:00.000-07:00</published><updated>2008-08-01T13:12:09.313-07:00</updated><title type='text'>NE KADAR KAR O KADAR HİZMET</title><content type='html'>İstanbul’da  araba  kullanmanın ve  sinirlenmemenin mümkün olmadığını herkes  bilir mutlaka.  Öte  yandan    trafikte  yaşananların    hayatımıza  yansımasından  onlarca  ders  çıkarmak  mümkündür. Ben   eskiden     trafikte  başka   sürücülerin  yaptıkları  hataları gördükçe   çok  kızardım ve  onları  uyarmayı   düşünürdüm. Ama  artık bunun faydasız olduğunu   kendi ruh sağlığım  açısından  daha sakin olmam  gerektiğini,  deneme  yanılma  yolu ile  saptayarak olsa gerek,   anladığım için   pek  kızmıyorum. Ama geçenlerde     araba  kullanırken   pek sinirlendim. Bu sefer    yanlış kullanma değil,   önümde giden bir   kamyonette yazılı olan   slogandı  beni  kızdıran. Belli ki   firmasının  hizmetinin  önemini  vurgulayan bir söylem  yaratmaya  çalışan firma  sahibi veya sorumlusu abartı derecesinde ileri gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“MAKSİMUM  HİZMET MİNUMUM  KAR”&lt;br /&gt;Hangi işi yaparsa  yapsın,  hangi ürünü satarsa  satsın, böyle   yola çıkan birinin  kısa zamanda  işi terk edeceğini  söylemek   müneccimlik   değildir. Böyle bir  söylemin  yanlış olduğunu  anlatmak isterdim  o   sloganı  yazdıran  kişiye.  Hiç bir iş adamı  iş kurarken    yüce değerler için (hizmet de  olsa) iş kurmaz. İş  “ Para kazanmak” için kurulur. Hangi dalda    çalışacağınızı  seçerken    sevdiğiniz  ilgi   duyduğunuz  bir alanda   çalışmayı  yeğleyebilirsiniz,  daha  çok kar getiren   diğer  alanlarda  çalışmak   yerine, biraz daha az  kazandıran  ama    kendi   ilgi alanınızdaki bir iş kurmayı seçebilirsiniz. Ama, bu  sizin    yatırım yapmadan  önce  alternatif işleri  irdelemenizi ve  en karlı  hangi yatırımı  buluyorsanız  o alanda  yatırım  yapmanızı ve  iş kurmanızı  engellemez.  Eğer  kar etmeyecekseniz    yatırımı yapmamak ta bir seçenektir. Gidip  başka  bir  hisse almak veya   paranızı  bankada  değerlendirmek  sizin  seçiminiz olabilir.&lt;br /&gt; Öte yandan  işi  kurduktan  sonra      az kazanalım da,   müşteriye   çok hizmet   götürelim demek  yalan  değilse   hesap kitap  bilmemek  demektir.Müşteriye  hizmet  götürmenin de bir maliyeti vardır. Ya  daha  kaliteli bir mal   üretmeli veya   satmalısınız  ya da   kaliteli   bir  hizmet   sunmalısınız. Kaliteli hizmet   ancak   kaliteli  elemanlar tarafından  sunulabilir.  Kaliteli ürün ise, kaliteli malzeme ve ekipmanlarla elde edilebilir ancak. Bu ekipmanları da işi bilen kalifiye elemanlarla çalıştırabilirsiniz. Kaliteli eleman  ortalamanın üstünden daha  yüksek maaşlı  eleman  demektir. Siz  iyi elemana   gerektiği kadar   ücret ödemezseniz   birileri mutlaka ödeyecektir. Bu işi ben  kardeşimle kuzenimle yaparım demeyin , onlar da  kendi çıkarlarının  nerede olduklarına bakacaklardır günün birinde.  Başka  bir yol da   bir elemanı   çok iyi eğitmek olabilir. Uzun vadede   ona  yapacağınız  yatırım aslında aynı hesaba  gelir.   Çalışmakta  olduğunuz alanda   kar etmediğiniz, birikim yaratmadığınız  sürece   müşteriye   geri dönüp  daha  iyi  hizmet vermeniz mümkün değildir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7817065292017401779-6194022183865443406?l=satispazarlama-fy.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/feeds/6194022183865443406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7817065292017401779&amp;postID=6194022183865443406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/6194022183865443406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7817065292017401779/posts/default/6194022183865443406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://satispazarlama-fy.blogspot.com/2008/08/ne-kadar-kar-o-kadar-hizmet.html' title='NE KADAR KAR O KADAR HİZMET'/><author><name>FUAT</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16951063919951167137</uri><email>ekinyal5@superonline.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='07237379726949262481'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>